|
|
Kolonoskopi
Tüm kalın barsağın patolojik görüntülerini saptamak için ucu ışıklı fleksibl aletle incelenmesidir. Hasta sol yana veya sırt üstü yatırılarak aletle anusten girilerek ince barsak bağlantı yerine kadar ilerlenir, girerken ve çıkarken gözlem yapılır.
B tetkikin sağlıklı olması için barsağın sulu diyet, laksatif ve lavman kullanılarak tam olarak temizlenmesi gereklidir. Muayeneden önce bilinen hastalıklar kulanılan ilaçlar hakkında doktorunuzu bilgilendirmeniz gereklidir. Mukozada oluşan değişiklik, kanama odakları, polipler,tümörler görülebilir. Gerek görüldüğünde daha detaylı inceleme için biyopsiler alınır. Kanama odaklarına tedavi yöntemleri uygulanır polip varsa çıkarılabilir.
|
|
Polipler kolon mukozasının anormal büyümesidir.çok küçük olduğu gibi bir kaç santim olabilir. Dış görüntüsüne bakarak iyi yada kötü huylu olduğu söylenemez onun için çıkarılır ve patolojik inceleme yapılır böylece kolon kanserinden korunulur.
Kolonoskopiden sonra araç veya makine gibi dikkati gerektiren işler yapılamaz.hastaya refakat gerekir. Çok seyrek komplikasyon gelişebilir. Ateş titreme, üşüme şiddetli karın ağrısı olursa doktorunuza müracat etmelisiniz !
Kolonoskopi İşlemi Nedir?
Kalın bağırsak, anüsten başlayarak ince bağırsağa kadar devam eden yaklaşık
1.5-2 metre olan bağırsak kısmıdır. Kolonoskopi işlemi ise kalın bağırsağın içinin
görüntülenmesine verilen isimdir. Bu işlem merkezimizde Fujinon Video endoskopik kolonoskopla yapılmaktadır.
Kolonoskopi Ne Zaman Gereklidir?
En çok 2 nedenle bu tetkik istenilmektedir;
- 1- Kalın bağırsak kanserinin erken tanısı ve önlenmesi için; eğer yaşınız 40-50'nin üzerindeyse her 5 senede bir kolonoskopi yaptırmalısınız. Kolonoskopiyle poliplerin bulunup çıkarılması ile kalın bağırsak kanser gelişimi önlenebilmektedir.
- 2- Diğer hastalıkların tanısı için; doktorunuzun izah etmekte zorluk çektiği hastalık bulguları veya laboratuar anormallikleri varsa (izah edilemeyen karın ağrısı veya anormal kan testleri varsa) kolonoskopi istenilmektedir.
Kolonoskopi İncelemeye Nasıl Hazırlanılır?
- Kolonoskopi işleminin yapılabilmesi için 48 saat önceden bağırsakların temizlenmeye başlanması gereklidir. İçi dışkıyla kirli olan bağırsakta inceleme ve değerlendirme yapılamaz. Bağırsak temizliği işlemi bol saydam sıvılarla bağırsağın yıkanması ve ayrıca bağırsağı boşaltıcı ilaçların kullanımıyla birlikte olmaktadır. Kolonoskopi işleminden 48 saat önceden katı gıda alınımı tamamen kesilmeli ve randevu zamanına kadar (eğer sakıncası yoksa; mesela kronik böbrek, ağır kalp ve karaciğer yetersizliği hastalıklarının mevcudiyeti gibi) minimum 8-10 litre saydam sıvılar (et suyu, tavuk suyu, tanesiz çorba, komposto suyu, gazozlar, meyve suları) tüketilmelidir. İncelemeye gelmeden iki gün önceden başlayarak ağızdan ve geleceğiniz günü sabahı bağırsakları boşaltıcı ilaç kullanmanız gereklidir. Randevuya geldiğinizde beraberinizde sizi eve bırakacak bir yakınınızın olması gereklidir.
- Eğer daha önceden polip çıkarıldıysa veya polip olduğu biliniyorsa; polipektomi işlemi gerekebileceğinden, kolonoskopi randevusundan 5-7 gün önceden işlem sırasında kanamaya sebep olabilecek aspirin, dispril, coraspin, heparin, coumadine gibi ilaçlar alınmamalıdır.
- Önceden olan kalp hastalığı nedeniyle size eğer kalp pili takıldıysa (peacemaker) bu durumunuzu kolonoskopi işleminden önce doktorunuza bildirmelisiniz.
İşlem Nasıl Yapılır?
- İncelemeden önce bazı hastalara rahatlaması için damar yoluyla sedatif etkili enjeksiyon verilebilir.
- Hasta inceleme sedyesine sol yan şekilde yatar. Sonra, kolonoskop anüsten rektuma oradan bağırsak içinde gidilmesi gereken son kısma kadar ilerletilir.
- İncelemeyi yapan doktorunuz bağırsak içinde gerek gördüğü yerlerden patolojik inceleme için örnekler alabilir, bu işlem çok kolay ve ağrısızdır.
- Doktorunuz eğer sizin için ileride daha büyük sorunlara neden olabilecek anormal bir lezyon, polip veya küçük boyutlu tümörler görürse bunları kolonoskopik inceleme sırasında çıkarır, bu işlemlerde ağrısızdır.
İşlemden Sonra Neler Olur?
Eve gittikten sonra evde 3-4 saat kadar istirahat etmeyi planlamalısınız. İstirahattan sonra normal diyetinize dönerek yemek yiyebilirsiniz. İşlemden sonra eğer patoloji laboratuarında incelenmesi için örnekler alınmışsa bunların sonuçlarının ne zaman çıkacağı hakkında doktorunuzdan bilgi almalısınız.
Bu İşlemin Faydaları Nelerdir?
Bu işlem doktorun kalın bağırsaktaki problemleri tanımasını kolaylaştırır. Bunlardan bazılarının; mesela kanserin eğer erkenden tanınırsa tedavisi kolaylaşır.
Bu İşlemin Riskleri Nelerdir?
- Kolonoskopla bağırsağın zarar görmesi
- Bağırsak içinde enfeksiyon yada kanama
- Alt karında inceleme sırasında hava verilmesine bağlı şişkinlik oluşması ve buna bağlı ağrı gelişimidir, bu ağrı siz gazı çıkarana kadar sürer.
Ne Zaman Doktorunuzu Aramalısınız?
Eğer şiddetli karın ağrısı olursa ve rektal kanama olursa veya ağrı ve daha önce olan şikayetler gittikçe kötüleşirse doktora haber vermelisiniz.
Kolonoskopi Hazırlık Formu
Kolonoskopik değerlendirme yapmadan önce hastanın bağırsaklarının iyice boşaltılması ve bağırsakların tertemiz olması gereklidir. Yoksa kolonoskopik değerlendirme yeterli fayda vermez, emekler boşa gider.
Bunun için size verilen randevu gününden 48 saat önce saydam sıvı gıdalar alınmaya başlanılır, randevunuzdan 2 gün önce sıvı gıda(su, çay, meyve suyu, çorba) ve pilav, köfte, makarna yenilebilir. 1 gün önce sadece sıvı gıda alınacak ve katı gıda alınması (ekmek, et, sebze, meyve) durdurulur. İnceleme saatine kadar toplam 8-10 litre kadar saydam sıvılar alınmalıdır. Bunlar; et suyu, tavuk suyu, süzgeçten geçirilmiş çorbalar, komposto suları, saydam meyve suları (elma ve ananas suyu gibi (marketlerde hazır poşetlerde satılmaktadır; eğer şeker hastalığınız yoksa veya bol sıvı almanıza engel başka bir hastalığınız yoksa (böbrek yetmezliği gibi) meyve suyu almanız diyete uyumu iyice kolaylaştıracaktır. Ayrıca açık çay ve ıhlamur, bol miktarda su alabilirsiniz.
Bu bağırsak temizliği diyetinden başka ayrıca bağırsakları boşaltmak için iki kutu PHOSHO FLEET SODA (90 ML) adlı ilaç alınmalı ve bu ilacın kullanımı işleminiz sabah yapılacaksa 2 gün önceden sabah 9, akşam 21 de yarım şişesi içilerek barsak temizliğine başlanır. Eğer işleminiz öğleden sonra yapılacaksa ilaç içmeye 2 gün önceden akşam başlanır ve ilk olarak saat 21 de ilacın yarım kutusu alınır. Bu ilaç eğer portakal suyuna karıştırılırda içilirse içimi daha kolay olur. Adı verilen ilaç bazı hastalarda bulantı yapabilir. Bulantıyı önlemek için Phospho fleet soda'yı içmeden yarım saat önce, gerekiyorsa (hassas mideniz varsa) bir adet Metpamid tablet veya Emedur draje alınabilir.
İşlemden 3 saat önce ve yarım saat önce makattan uygulanacak iki kutu PHOSHO FLEET ENEMA ile barsak temizliginiz tamamlanacaktır.
UNUTMAYALIM Kİ !!!!! İyi bir bağırsak temizliği ile değerlendirme ideal seviyede olur. İyi temizliğin kriteri, işlem öncesi tuvalete gidildiğinde temiz beyaz su geliyor olmasıdır.
"ONAM FORMU": Sizden bu işleme başlamadan önce kolonoskopiyi kendi isteğinizle yaptırdığınızı belgeleyen bir "ONAM(: rıza) FORMU" nu imzalamanız istenecektir.
Gastroskopi
Gastroskopi, yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağı hastalıklarının tanısında en güvenilir yöntemdir. Ucunda kamera olan ince ve bükülebilen bir boru yardımıyla ağızdan girilerek inceleme yapılır. Midenin boş olması gerektiğinden, hastaların işlemden önceki 6-8 saat boyunca bir şey yiyip içmemeleri gerekir
Tanı amacıyla yapılan gastroskopik incelemede bu bölge hastalıkları araştırılır ve gerekirse parça alınarak doku incelemesi yapılır. Girişimsel gastroskopik incelemede endoskopun çalışma kanalı dediğimiz kanal aracılığıyla; polip denilen mukozal çıkıntıların çıkarılması (polipektomi), yutulan yabancı cisimlerin yakalanarak çıkartılması, bu bölge kanamalarını durdurmak için müdahale yapılması, bu bölge darlıklarının genişletilmesi (dilatasyon), bazı darlıklar da metalik borularla geçiş sağlanması (endoskopik stent uygulaması), değişik nedenlerden dolayı beslenme sorunu olan hastalara mideye beslenme borusu takılması (PEG- perkütan endoskopik gastrostomi) gibi işlemler yapılabilir. Birçok girişimsel endoskopik işlem hastanın cerrahi müdahale geçirmesini önler.
Mide - Barsak Hastalıkları
Bir çok hastalığın mevsimlerle ilişkili olduğu eski zamanlardan beri bilinen bir gerçektir. İlkbahar ve sonbahar aylarında sebebi tam olarak bilinememesine rağmen"Peptik ülser" olarak bildiğimiz mide ve on iki parmak bağırsağı ülserlerinde dikkat çekici alevlenmeler oluşur. Bu aylarda, önceden hafif derecede şikayeti olan hastaların ağrıları şiddetlenir hatta hiç şikayeti olmayanlar da şikayetler oluşur.
20 ile 60 yaş arasında özellikle erkeklerde rastlanan peptik ülser hastalığı toplumumuz için hem sağlık, hem ekonomik, hem de sosyal açıdan çok önemli yer işgal etmektedir. Oniki parmak barsağı ülserine daha genç ve sorumluluğu olan meslek gruplarında, mide ülserine ise düşük gelirli ve ileri yaş gruplarında daha sık rastlanır.
Türkiye'de nüfusun yüzde 10'u hayatlarının herhangi bir döneminde ülser şikayetlerinde bulunmaktadır. Şikayetler belli dönemlerde artmaktadır ve en belirgin artış ilkbahar ve sonbahar aylarında görülmektedir.
Ülser nedir ?
Ülser, mide-barsak sisteminde herhangi bir yerde, yani yemek borusu, mide, on iki parmak barsağı veya barsaklarda mide asidi ve sindirim sıvıları (örneğin:pepsin) tarafından oluşturulan yaralardır. Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne on iki parmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. On iki parmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir.
Mide ülserlerine, duodenum ülserlerine nazaran daha az rastlanır. Duodenal ülser 30-50 yaşları arasında daha sık olup , erkeklerde kadınlara göre 2-4 kat daha fazladır. Mide ülserlerinin rastlanma oranı ise kadın ve erkeklerde eşittir. 40 yaşından önce seyrek rastlanır.
Ülserin nedeni nedir?
Duodenum ülserlerinin % 90'ında mide ülserlerinin % 75'inde Helicobacter Pylori gastriti mevcuttur. Helicobacter Pylori, etkisi sonucunda kronik iltihabi cevap ve buna bağlı olarak da mide yada duodenumda ülserasyon ve bazı yatkın kişilerde mide kanseri oluşturabilen, tek doğal kaynağı insan olan bir bakteridir. Diğer önemli bir neden de midenin en iç tabakası olan mukozanın bütünlüğünü sağlayan koruyucu faktörler (mukus, bikarbonat, kan akımı) ile agresif faktörler (asit, pepsin, safra tuzları, pankreas enzimleri) arasındaki dengenin bozulmasıdır. Bu dengeyi bozan risk faktörleri: Stres ve sinir bozukluğu, sosyo-ekonomik sıkıntılar, düzensiz hayat, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, dengeli bir şekilde beslenememe, aşırı baharatlı besinler, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların(kortizon, ağrı kesiciler ve romatizma ilaçları v.b.) uzun süre kullanılması, kronik bazı hastalıklar(akciğer, kalp, karaciğer ve böbrek hastalıkları), çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Ailevi ülser öyküsü de nedenler arasında sayılmaktadır. Ülser oluşumunda ailevi etki başlıca üç bulguya dayanmaktadır. Birincisi aile içi kümeleşme dir. Ülserli hastaların %20-50'sinin ailesinde ülser hastalığı öyküsü vardır.Ülserli hastaların birinci dereceden akrabalarında ülser görülmesi genel toplum ortalamasından 2-3 kez daha fazla bulunmuştur. Ailesel etkiyi ispatlayan ikinci bulgu ikizlerde yapılan çalışmalardır. Ailesel etkinin tespitinde gösterge kabul edilen üçüncü çalışma grubunu kan grubu çalışmaları oluşturmaktadır. O kan grubu bireylerde duodenum ülseri, midenin son kısmında yerleşen ülserler ve mide ve duodenum ülserlerinin birlikte görüldüğü kombine ülserlerin diğer kan gruplarından daha fazla görülmesidir.
Belirtiler - Bulgular:
En sık rastlanan belirti karnın üst kısmında kemirme ve yanma şeklinde ağrıdır.
Yemeklerden 1-3 saat sonra başlar. Ağrı, bir şey yemek veya antiasit ilaç almakla kaybolur.
% 60-90 oranında hastalar geğirme, şişkinlik, gerginlik ve mide bölgesinde ağrıdan şikayet ederler.
Hasta da mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesi, paslı dil, renginde solgunluk, baş dönmesi ve fazla
terleme de izlenebilir. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir.
Daha çok duodenal ülserde olmak üzere gece hastayı uykudan uyandıran ağrılar görülebilir.
Bu dönemler birkaç hafta sürer, daha sonra birkaç hafta-ay süren şikayetsiz dönemler izlenir.
Bazı hastalarda kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Kanama miktarı fazla ise büyük abdestin
katran gibi olduğu izlenebilir. Duodenumun tekrarlayan ülserlerinde mideden oniki parmak barsağına
geçişte daralmaya bağlı iştahsızlık, kilo kaybı, erken doyma, bulantı ve kusma gibi şikayetlerde görülebilir.
Şikayetler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar.
Ülser hastalığı ve mevsimlerle ilişkisi hakkında çeşitli ülkelerden birçok çalışma yapılmıştır. Meteorolojik etkenlerin ülser başlangıcı üzerine etkilerini araştırmak için Çin de Liu ve arkadaşlarının(1) yaptığı bir çalışmada ülser başlangıcına günlük nem ısı ve atmosfer basıncının etkisinin olduğunu gözlemlemişlerdir. Japonya da Nomura ve arkadaşlarının(2) ülser aktivasyonu ve kanamaya sebep olmada mevsimlerin etkisini araştırdıkları çalışmada mide ülserine bağlı kanamalarda sonbahar ve kış aylarında artma olduğunu ve iklim şartlarının mide ülseri kanamalarında etkili olduğunu bulmuşlardır. Wysocki ve arkadaşlarının(3) ülsere bağlı mide barsak delinmelerini araştırdıkları çalışmada ilkbahar ve sonbaharda hasta sayısının arttığını tesbit etmişlerdir. Rusya da Tishchenko ve arkadaşları(4) tarafından yapılan çalışmada gastroduodenal kanamaların sonbaharda arttığı tespit edilmiştir. Gibinski ve arkadaşlarının(5) mide ve duodenum ülserli 55 hasta üzerinde ağrı ve endoskopik bulguları inceledikleri çalışmada ağrı ve ülser görülme sıklığının sonbaharın ilk aylarında arttığını tespit etmişler. Dünyanın bir çok bölgesinde yapılan çalışmalar ve ülkemizdeki kişisel gözlemlerimizde bu doğrultudadır. Sebebi her ne olursa olsun ilkbahar ve sonbaharda mide hastalıklarında artma olmaktadır.
Ülserin Teşhisi Nasıl yapılır?
Ülser tanısı için üst sindirim sisteminin radyolojik tetkiki veya üst sindirim sistemi endoskopisi (özofagogastroduodenoskopi) gereklidir. Mide - duodenum grafisi: Baryum içirilerek, baryumun mideden geçişi sırasında, mide ve duodenum hattının anotomik yapısının gözlenmesidir. Endoskopi (Gastroskopi):Küçük, ışıklı, kıvrılabilen bir boruyla yemek borusu mide ve onikiparmak barsağının gözle direkt olarak gözlenmesidir. Görülmesi gereken organların yaklaşık her yeri net bir şekilde gözlenebilir. İşlem sırasında , patolojik tetkik için biyopsi alınabilir. Ülser oluşmasına neden olan Helikobacter pyloriyi tesbit etmede kullanılan birçok test vardır. Kan testleri, nefes testleri, mideden alınan doku parçasının üreaz testleri ile yada patolojik tetkik ile helikobacter pyloriyi tesbit etmek mümkündür.
Tedavi ve alınacak önlemler:
Ülser tedavisinde günümüzde beklenen; belirtilerin hızla ortadan kaldırılması, etkili iyileşme, H.pilori' nin ortadan kaldırılması ve nükslerin önlenmesidir. Bu amaçla H2-reseptör antagonistleri, asit-pompa inhibitörleri, sükralfat, bizmut bileşikleri, helikobacter pylori saptanan hastalarda antibiyotikler kullanılmaktadır. Ülserlerin büyük çoğunluğu ilaçla iyileşir. Kanama, stenoz (daralma -tıkanma), delinme meydana gelirse, tıbbi tedaviye cevap vermezse acilen ameliyat gereklidir.
Kişisel olarak mutlak perhiz son zamanlarda önerilmese de kızartma ve aşırı baharatlı gıdalardan kaçınılmalıdır. Kişi şikayetine sebep olan yiyecek maddesinden uzak durmalıdır. Sigara içiminin ülser iyileşmesini geciktirdiği, sık ülser tekrarlanmalarına neden olduğu gösterilmiştir..
Sonuç olarak kişisel önlemler alarak sonbaharın mide barsak hastalıkları üzerine olan etkilerini azaltmak mümkündür. Aşırı ruhsal ve bedensel streslerden, üzüntüden kaçınmaya çalışmak, ülseri olanların çeşitli hastalıklar için doktora gittiğinde ülseri olduğunu söylemesi, sorumlulukları azaltmak, düzenli uyumak ve dinlenmek, az ve sık yemek, alkol ve sigara kullanmamak, ilaçları hekimlerin önerdiği şekilde ve sürede düzenli uygulamak sağlıklı günler geçirmenin yolunu açacaktır. Sağlıklı ve mutlu günlerin sizlerin olması dileğiyle…
Fıtık
Karın duvarını oluşturan iç katmanlardaki bir zayıflıktan veya yırtıktan dışa doğru şişlik oluşmasıdır. Dışarı doğru bu şişliği yapan iç organlardır ve çoğunlukla bağırsaklardır.
Fıtıklar zaman içinde yavaş olarak gelişebildiği gibi, fiziki zorlanmayı takiben aniden de ortaya çıkabilirler.
Her yaştan kadın ve erkekte görülebilir; erkeklerde daha sıktır. Kimi hastada doğumsal zayıf bir noktadan kaynaklanır, kimisinde de karıniçi basıncı ani artıran ağır kaldırma, kronik kabızlık, öksürük ve ıkınma, idrar zorluğu gibi durumlar fıtık oluşumunu kolaylaştırır. Değişik fıtık tipleri vardır ancak tümüne baktığımızda % 90 dan fazlası kasık fıtıklarıdır.
Laparoskopik Cerrahi
Kansız veya kapalı ameliyat olarak bilinen laparoskopik cerrahide, göbeğin hemen altından yerleştirilen özel bir iğne ile karın içine karbondioksit gazı verilir. Daha sonra gereken sayıda giriş noktalarından (2-4 adet) Trokar adı verilen değişik çaptaki(5-10 mm) kanallar karın duvarına yerleştirilir. Bu kanallar yoluyla görüntü sağlayan mikrokamera ve diğer yardımcı aletler operasyon bölgesine ulaşır.Görüntü monitöre aktarılarak cerrahi işlem başlatılır.Doku ve organ harabiyetinin az olması, karın açılmadığı için enfeksiyon riskinin düşük olması, ameliyat sonrası ağrının çok az olması ve yapışıklık ihtimalinin minimum olması nedeniyle laparoskopi en fazla tercih edilen tanı ve ameliyat tekniğidir. Bu teknikle başta safra kesesi ve fıtık ameliyatları olmak üzere; mide, dalak, apendisit ve barsak ameliyatları yapılabilmektedir.
Endokrin Cerrahi - Tiroid(Guatr) Hastalıkları
Guatr Hastalığı Nedir?
Boynun ön tarafında bulunan tiroid bezinin yaygın(diffüz) yada nodüler yapıda büyümesidir.
Guatr'ın belirtileri nelerdir?
- Tiroid bezinin fazla çalışması durumuna hipertiroidi adı verilir, belirtileri:
- İştah artmasına rağmen kilo kaybı
- Sık büyükabdest yapma ve idrara çıkma
- Seyrek adet görme
- Ellerde titreme
- Sinirlilik
- Duygusal değişiklikler
- Sıcaktan rahatsız olma terleme
- Nabzın yükselmesi(taşikardi=
- Göz belirtileri(göz kapağı tembelliği, gözlerin dışarı doğru çıkması, çift görme)
- Bazen tiroid bezi hormon salgılayamaz, bu durumda hipotiroidi denilen tablo ortaya çıkar.
Hipotiroidi belirtileri:
- Kilo alma
- Kabızlık
- Soğuktan rahatsız olma
- Aşırı adet görme
- Kısık ses
- Güçsüzlük hareketlerde yavaşlama
- Nabzın düşmesi
- Cildin-saçın kuru ve kalın olması
Guatrın kanserleşme riski varmı?
Nodüler guatr olan hastalarda tiroid kanseri olabilir. Özellikle tek ve soğuk nodüllerde bu risk daha fazladır. Erkeklerde bu tek ve soğuk nodüllerde kanser oranı ¼'dir.
İç-dış, erkek-dişi Guatr nedir?
Bu terimler halk tarafından kullanılır. Kişinin boyun yapısına göre bezin büyümesi dışardan görünüyorsa buna dış guatr denir.Şişman ve kısa boyunlularda bezin büyümesi dışardan görünmeyebilir bunada iç guatr denir. Ameliyattan sonra tekrar temeyenlere erkek guatr, tekrar edenlere dişi guatr denir. Tekrarlamasının çoğunlukla sebebi bezin belli bir kısmı çıkarıldıktan sonra ihtiyacı olan hormon dışarıdan verilmezse iç dengeler devreye girerek beyin aşırı TSH salgılar. Bu salgı tiroidi uyararak yeniden büyümesine sebep olur. Tekrar büyüdüğü için buna dişi guatr denir.
Zehirli Guatr nedir?
Tiroid bezinin hormon salgıladığı yukarıda hipertiroidi dediğimiz klinik tabloyu oluşturan durumlara denir bu durum ameliyata hazırlık safhası için önemlidir.
Teşhis nasıl konur?
- Muayene
- Kan testi(T3, T4, TSH gibi)
- Tiroid ultrasonu veya sintigrafisi ile konur
- Ayrıca kanser araştırması için nodüllerden ince iğne ile biyopsi alınır.
Guatrın tedavi yöntemleri nelerdir?
- İlaç tedavisi
- Radyoaktif iyot tedavisi
- Cerrahi tedavi
Tedavi yöntemlerinden hangisi veya hangilerinin seçileceği hastadan hastaya değişebilir. En uygun tedavi şekli cerrah, endokrinolog, radyoloğ ve patoloğdan oluşan bir ekip tarafından planlanmalı ve takip edilmelidir.
Guatr Ameliyatı Hakkında
Guatr ameliyatı dendiği zaman ensık boyunda iz kalıp kalmayacağı ve sesin kısılıp kısılmayacağı endişe edilir. Boyunda cilt pililerine paralel olan 3-4 cm bir kesi yapılarak ameliyat gerçekleştirilir. Bu kesi estetik dikildiğinde kalan iz hiç belli olmamaktadır. Ses kısıklığı sanıldığının aksine çok az vakada sinirlerin zedelenmesi ile olurken çoğunlukla anestezinin etkisine bağlıdır ve birkaç gün içinde düzelmektedir. Yutkunmada bir iki gün hafif ağrı olabilir, hastanın 4-5 gün dikişleri alınır.
Meme Cerrahisi
Meme Kanseri Hakkında Bilmeniz Gerekenler
Bir kadının hayatı boyunca meme kanserine yakalanma riski en az 10'da 1'dir.2000 li yıllarda bu oranın 7'de 1 olması beklenmektedir.
Meme kanseri ABD ve dünyada ortalamasına göre kadınlarda en sık görünen kanserler sıralamasında birinci sırada olup, kanserden ölümlerde ikinci sıradadır. Bu oran her yıl %1 artmaktadır.Oysa meme kanserinden ölüm oranı son 30 yılda 50 yaşın altındakilerde %11 azaltılabilmiş , ancak 50 yaşın üstündekilerde %6 artmış olup toplam ölüm oranı sabit kalmıştır. Yine ABD'de 1970 'lerde kadınlarda görülen tüm kanserlerin %25 'i meme kanseri iken,bu oran 1995 'de %32'ye yükselmiştir.
Yani meme kanseri hergün biraz da büyümekte olan risk oranı yüksek bir sorundur.
Meme Kanserinde Risk Arttıran Sebepler Nelerdir?
1- Yaş ve Hormonlar
Bir kadının meme kanserine yakalanma riski yaş ilerledikçe artar.Memenin yaşlanma süreci öteki organlardan daha hızlıdır.Bunun sebebi overlerden salgılanan hormonların büluğ çağından itibaren göğüsler üzerindeki yüksek etkisidir.Söz konusu etkili hormonlar estron ve estradioldür.Özellikle 13 yaşından erken adet görmeye başlayan veya 55 yaşından sonrada adet görenler,veya doğum yapmayan kadınlarda söz konusu hormonlar,gençlik yıllarında daha fazla olmak üzere , bir ömür boyu süt bezi ve süt yollarını tahrik ve tahriş eder;hiperplazi ve metaplazi denilen olumsuz karakter değişimlerine yol açar.Bu etki hamilelik gibi olumlu bir nedenle engellenmezse, yaş ilerledikçe kümülatif etki yani üst üste birikim nedeni ile artar.Buna paralel olarak,20 yaşından itibaren yaş ilerledikçe meme kanseri ortaya çıkabilir.Özellikle 45-50 yaşından itibaren risk artar.Ancak unutmamak gerekirki;meme kanserinin temelleri 17-18 yaş civarında atılmaya başlar.
2- Hiç Çocuk Yapmamak veya 30 Yaşında Sonra Çocuk Yapmak
Hamileliğin ve kısmen emzirmenin meme kanseri riskini azalttığı bilinmektedir.Azalma sebebi hormonlardır.Estron ve estradiol hormonları meme kanseri oluşumunda bir numaralı etkenlerdir.Hamilelikte plesenta yani bebeğin eşinden yüksek doz PROGESTERON salınır.Estrojen salınımı ise engellenir.Anne karnında estrojenden çok progesteron dolaşır.Progesteron ,estrojenlerin süt bezleri üzerindeki kanseröz etkisini önler.
3- Yüksek Kalorili Diyet ve Şişmanlılık
Yüksek kalorili diyet denince akla ilk gelen bitkisel ve hayvansal yağlı gıdalar ,ikinci akla gelen şişmanlık ,hipertansiyon ve koroner arter hastalığıdır.Oysa ilginçtir ki, özellikle postmenapoz dönemde yüksek kalorili diyet ve şişmanlık aynı zamanda meme kanseri riskini de arttırmaktadır.
Tahmin edersiniz ki şişman hastaların göğüsleri yağlı ve iri olur.Yağlı ve iri memeden gelişbilecek kanseri erken farketmek de zordur.Genç yaştaki şişmanlık meme kanseri riskini arttırmaz.Ancak bu kişiler diyet düzenlemesi yapmaz ve kalori azaltmazlarsa postmenapozal dönemde daha fazla şişmanlamaya adaydırlar.
4- Alkol ve Sigara Bütün Kanserlerde Önemli Bir Risk Faktörüdür
Meme kanseri riski ile en güçlü bağlantı alkol alışkanlığıdır.Özellikle 30 yaşından önce alkol kullanmak, daha sonraki yaşlarda alkol kullanmaktan daha da risklidir.
5- Ailede Meme, Yumurtalık, Rahim, Prostat, Kolon Kanseri Bulunması
Meme kanserinin %7-15 i ailevidir ve genetiktir.Özellikle annesinde,kızkardeşinde,kızında ve teyzesinde meme kanseri bulunanlarda bu risk 2-3 kat daha fazladır.Hastalık ne kadar erken yaşlarda görülürse ,genetik eğilimde o nispette yükselir.
BRCA1 vey BRCA2 geni taşıyanların 50 yaşına gelinceye kadar meme veya yumurtalık kanserine yakalanma riski %60,yaşam boyunca ise %85'dir.Benzer şekilde akrabalarında prostat,yumurtalık ve rahim kanseri bulunanlarda meme kanseri riski fazladır.Bu riskin nedeni hem hormonal hemde genetiktir.
Prostat kanserinin, meme kanserinin karşılığı olduğunu düşünenlerde vardır.Yani prostat kanseri olanların birinci derece akraba kadınlarında meme kanseri riski,normal popülasyona göre daha fazladır.Bunun terside doğrudur.
6- Çevre Faktörleri
Meme kanseri sıklığı dünyanın çeşitli ülkelerinde farklıdır.Japonya,Asya ve üçüncü dünya ülkelerinde;Kuzey Amerika ve Kuzey Avrupa ülkelerine göre %50 daha düşüktür.İlginçtir ki ,önceden ABD'ye göç etmiş Japon ailelerin hemen bir sonraki jenerasyonunda meme kanseri riski ABD halkı ile eşitlenmektedir.,
Demek ki beslenme,yaşam biçimi ve çevre faktörleri belirleyici yani yüksek kalorili diyet ,alkol ,sigara,stres muhtemelen endüstriyel ürünler ve atıklar belirleyici rol oynamaktadır.
7- Radyasyon
Yüksek doz radyasyon hertürlü kanser riskini artırır.Anacak kontrollü Radyografiler,örneğin MAMOGRAFİ,kanser riski oluşturmaz. Çünkü gelişen teknoloji sayesinde ,Momografi'de meme hücrelerine takılıp absorbe olan zarar verici partiküler radyasyon değil ,takılmadan gelip geçen elektromanyetik dalgalar kullanılmaktadır.Çocukluktan itibaren röntgen ve benzeri X ışınlı film çekimleri esansında alınan radyasyon yülerce kez tekrarlandığında zamanla dokularda 0,1 ram den daha fazla radyasyonun birikimine neden olur.Bu da herhangi bir organda %1.3 oranında kanser riskini ortaya çıkarır.Bir Mamografi'de çok daha az radyasyon bulunur.Bu sebeple defalarca uygulansa dahi yukarıdaki tehlikeyi oluşturmaz.
8- Öteki Memede Kanser Hikayesinin Olması
Bir memede kanser teşhis edilmişse, diğer memede de kanser gelişme ihtimali her yıl %0.5 ila %1 oranında artar ve nihayet 50 sene sonra toplam risk %25 -30' a ulaşır.
Meme kanserinde sorumlu faktörler, bir tek memede ,bir tek odağı değil ,her iki memede bütün hücreleri etkileyeceğinden teorik olarak aynı anda her iki memede ve bir çok odakta kanser gelişmesi gerekirken,çok şükür ki bu oran pratikte %10'larda kalmaktadır.Bunun sebebi "field defect" yani henüz tam anlaşılmamış,seçilmiş alan defekti veya hasarıdır.
9- Kist Gibi Selim Meme Hastalıklarının Ne Kadar Riski Vardır?
Başta Fibrokistik hastalık olmak üzere,memenin 30-40 kadar selim hastalığı vardır.Bunların biyopsilerinde Atipik Hiperplazi denilen hücresel Proliferatif değişiklikler,yani hücre sayısı ,çapı ve çekirdek kromatin kitlesinde artış varsa;Kanser riski 4.4 kat artar.Hele böyle bir kadının meme kanserli bir yakını ,akrabası varsa,risk 9 kat artar.Herhangi bir sebeple yapılmış meme biyopsilerinde atipik hiperplazi görülen kadınların,yaşı ne olursa olsun,6 ayda bir ultrasonografive (İİAB) ince iğne aspirasyon biyopsisi yaptırmaları gerekir.
10- Emzirme
Emzirme ile meme kanseri riski arasında ilişki konusu tartışmalı olmakla beraber emzirmenin kanser riskini;özellikle premenapozdaki annelerde az da olsa azalttığı söylenebilir.
11- Menapozda Hormon Replajman Tedavisinin (HRT) Meme Kanseri ile İlişkisi Nedir?
Menapoz tedavisinde kullanılan hormonların meme kanseri riskini arttırıp arttırmadığı tartışmalıdır.Araştırmaların bir kısmı riski hafifçe arttırdığını, bir kısmı arttırmadığını, bir kısmı ise aksine azalttığını ileri sürmektedir.Ancak yakın akrabalarında meme kanseri olanların daha dikkatli ilaç kullanmaları ve daha yakın takipleri gerekir.Kanaatimizce,düşük hormon tedavisi,yani HRT meme kanserine yol açmaz.
12- Doğum Kontrol Hapları Meme Kanseri Riskini Yükseltir mi?
10 yıldan daha fazla doğum kontrol hapı kullananlarda bu risk sadece %1.14 tesbit edilmiştir ki bu da önemsizdir.Yani doğum kontrol hapları meme kanseri yapmamaktadır.
13- Tamoksifenin Rolü Nedir?
Tamoksifenin sentetik bir non-steroidal antiestrojendir;meme kanserinin ve fibrokistik hastalığının tedavisinde sıkça kullanılmaktadır.Bu etkiyi estradiolün meme dokusundaki estrojen reseptörlerine bağlanmasını önleyerek sağlar.Dolayısı ile Tamoksifen ,belli hem gelişmiş kanseri geriletir,hem de gelişecek kanseri önleme potansiyeli taşır.
Meme Kanserinin Teşhisi Nasıl Konur?
Meme kanseri teşhisinde üçlü tetkik kuralı vardır:
- Fizik muayene.
- Mamografik ve Ultrasonografik muayene.
- Biyopsi yani histopatolojik ve sitolojik muayene.
Fizik muayane sitemizin ileriki bölümlerinde genişçe anlatılıp gösterilmekte olup, muayene metodlarının hem doktorlar hem de hastalar tarafından iyi bilinmesi gerekir.
Mamografi ve Ultrasonografi, hastanın ve hekimin isteği üzerine radyoloji uzmanları tarafından çekilip birlikte değerlendirilmelidir.Her ikiside ayrı ayrı önem ve değerdedir.Ancak birlikte yapılmaları daha anlamlı ve daha değerlidir.Gerekirse spot büyütmeler yapılmalıdır.
Mamografi ve Ultrasonografinin tekrarlanmasının hiçbir riski yoktur.
Biyopsi (Histopatoloji ve Sitoloji)
Meme biyopsileri kesin teşhis için şarttır.Bütün fizik ve radyolojik muayeneler kanseri düşündürse bile biyopsi yapılmadan kesin teşhis söylenmemelidir.Mikroskopik inceleme dışındaki bulgular yanıltıcı olabilir.
- İnce iğne ile biyopsi (İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi)
- Kalın iğne ile biyopsi
- Açık, yani cerrahi biyopsi
- Meme başı akıntısı Sitolojisi
Hastasına ve yerine göre her biri değerlidir.Sıra ile açıklarsak:
1) İnce iğne ile Biyopsi
Pratik, zahmetsiz ,ucuz ve bir saat gibi kısa sürede %90-100 doğru teşhis koydurabilen bir yöntemdir.Şüphei noktadan 21-23 nolu iğne ile aspire edilerek alınan hücreler boyanarak mikroskop altında sitolojik,yani hücresel incelemeden geçirilir.Dez avantajı bazen hastalıklı dokunun yakalanamamasıdır.
2) Kalın iğne ile Biyopsi
True-cut da denilen özel bir kalın iğne ile ,şüpheli lezyondan 2-3mm doku parçası alınıp, histopatolojik olarak incelenir.Değeri yüksek olmakla birlikte bazı zorlukları nedeni ile giderek yerini ince iğne aspirasyonuna veya açık biyopsiye bırakmıştır.
3) Açık Biyopsi
Lokal veya genel anestezi ile şüpheli dokudan bistüri ile yani cerrahi girişim ile parça alınarak yapılan histopatolojik incelemedir.Teşhis değeri %98-100 gibi en yüksek tekniktir.
4) Meme Başı Akıntısı Eksfoliatif Sitoloji
Meme başından, sıkıştırmadan, kendiliğinden gelen spontane akıntılar patolojiktir.%2-5 hastada görülür.İntraduktal papillom, İntraduktal kanser, fibrokistik hastalık, duktal ektazi (süt yollarında anormal genişleme) ve bazı selim meme hastalıklarında, ayrıca prolaktinoma gibi hipofiz bezi hastalıkları ve estrojen-trankilizan ilaç yan etkilerinde görülür.Meme başı akıntısının önemi, %2-5 vakada kanser ile de ilgili olmasındandır.Akıntı renginin kanlı veya başka renkte olması önemli değildir.Cam üzerine alınan bir damla akıntı, boyanarak teşhis konulabilir.Hasta için hiç bir zorluğu yoktur.Akıntı ile birlikte kitle veya duktal ektazi yani anormal süt yolu genişlemesi varsa, o da alınıp incelenmelidir.
Meme Sağlığınız İçin Yapmanız Gerekenler Nelerdir?
EĞER SİZ BİR KADIN İSENİZ!
Meme Kanseri hakkındaki gerçekleri bilmelisiniz!
Çünkü, bütün kadınlarda %7-%10 civarında meme kanseri riski vardır.Daha doğrusu her 10 kadından biri yaşamının bir aşamasında meme kanseri olmaktadır.Günümüzde meme kanseri,kadınlarda akciğer kanserinden sonra, kanserden ölümlerin ikinci sık nedenini oluşturmaktadır.
Yine bilmelisiniz ki; erken tanı konan pek çok meme kanseri %90-%100 tedavi edilebilmektedir. Ama erken tanı konursa!
AKLINIZDAN ÇIKARMAYIN!
Aşağıdaki faktörler sizi yüksek risk grubuna sokar:
- 50 yaşın üzerinde olmak,
- Yakın akrabalarınızda meme kanseri bulunması,
- İlk doğumu 30 yaşından sonra yapmış olmak,
- Hiç doğum yapmamış olmak,
- Şişmanlık ( ideal kilonuzun %40 üzerinde olmak),
- Alkol ve sigara,
- Diğer memede kanser.
EN İYİ KORUNMA!
Meme kanserinden en iyi korunma erken teşhis ve erken tedavidir.Çünkü, erken tanı konan her on hastadan dokuzu tamamen tedavi edilebilmektedir.
Düzenli klinik muayene, mamografi ve ultrasonografi; teşhis ve tedavide ve ayrıca biyopsi kararında; basit, hızlı, kolay ve güvenilir bir takip yöntemidir.
Elle muayenelerde, en erken nohut kadar bir kitle hissedebilir.Fakat mamografi ve ultrasonografi mercimek büyüklüğündeki kitleleri bile çok kolay farkedebilir.Bu hastaya onu hissedinceye kadar geçen iki yılı kazandırır.
ERKEN TANININ YAPILABİLMESİ İÇİN GEREKENLER
- Yirmi yaşın üzerindeki her kadın 40 yaşına kadar her 3 yılda bir klinik meme muayenesinden geçmelidir.Her kadın 35 yaşına geldiğinde, doktorunun ilerde gerektiğinde karşılaştırabileceği ilk kontrol mamaografisini çektirmelidir. Ancak memede herhangi bir şüpheli durum oluşursa ilk mamografi o anda da çektirilebilir.Kırk ila 50 yaş arasında ise iki yılda bir mamografi uygun olur.
- Yaş ilerledikçe meme kanseri olma riskiniz artacağından 50 yaşından 70 yaşına kadar her yıl bir defa mamografi çektirilmelidir.Ultrason ve Momagrafilerde bir şey görülememesi, ileriki yıllarda bir şey çıkmayacağı anlamına gelmez.Düzenli mamografilerinizi çektirmelisiniz...
- Ultrasonografi.
- Kendi kendinizi muayeneniz.
- Doktor muayenesi.
Meme Muayenesini Nasıl Yapacaksınız?
- Sırt üstü yatıp sağ omuzunuzun altına bir yastık koyup sağ kolunuzu başınızın altına yerleştirin.
- Sol elinizin 2,3 ve 4. parmaklarıyla memelerinize bastırarak,parmaklarınızın uç kısımlarını kullanarak memelerinizde herhangi bir topaklık, sertlik ya da şişlik olup olmadığını anlamaya çalışın.
- Memelerinizi acıtmayacak kadar bastırarak hissettiklerinizi anlamaya çalışın. Ne kadar bastıracağınızdan emin değilseniz doktorunuza sorunuz veya doktorunuzun nasıl muayene ettiğine dikkat ediniz. Bu muayene tekrarlandıkça neyi nasıl hissettiğinizi öğreneceksiniz. Her memenin alt kenarının setçe hissedilmesi doğaldır.
- Memenizin hertarafını sabit bir yöntemle muayene ediniz. Ya dairevi bir şekilde ya da yukarı-aşağı, içten-dışa, dıştan-içe memenin her tarafını yoklamış olmalısınız. Her zaman aynı yörüngeyi takip ediniz.
Her ay düzenli meme muayenesinden önce memelerinizi ayna karşısında kontrol etmelisiiniz. Memenizin görünüşünde bir değişiklik olup olmadığına bakınız. Deride çekilme varmı? Meme ucunda düzleşme, çekilme varmı? Kızarıklık ya da şişme varmı?
Hemoroid ( Basur ) Tedavisi
Makat etrafında ve içindeki toplar damarların variköz genişlemelerine hemoroid(halk arasında basur, mayasıl, meme ) denir.
Makatta büyük abdest yapmamızı kontrol eden 2 adet sfinkter(çizgili kas) mevcuttur. Eksternal denen dışardaki kas bizim kontrolümüzdedir. Kendi isteğimizle açılır. Açılmadığı durumlarda hasta abdesti makatının kenarlarını yırtar. Bunlara fissür diyoruz. Fissürlerde ağrı ön planda olmak üzere kanama, akıntı, anal kanal basıncında artma görülür.
Hemoroidler 4 evreye ayrılır:
- 1.EVRE: Genişleyen damarlar önce sadece makatın içindedirler.Kanama yaparlar.
- 2.EVRE: Sonraki büyük abdest yaparken dışarı çıkıp bitiminde kendiliğinden içeri girerler.
- 3.EVRE: Daha sonra dışarı çıkan pakeleri kişi eli ile içeri itmek zorunda kalır.
- 4.EVRE: Son evrede ise dışarı çıkan paketler içeri girmez.Şikayetler artmıştır.Dayanılmaz hale gelince doktora mecburen müracaat edilir.
Fissür devresinde lateral internal sfinkferotomi yapılması içerde hemoroid memelerinin oluşmasını önler, ağrıyı geçirir.1,2,3 evre hemoroidlerde ise skleroterapi,band ligasyonu veya infrared koogülasyondan biri veya kombinasyonları ile tedavi yapılabilir.Evre 4'de ise cerrahi olarak paketlerin çıkarılması kaçınılmazdır.
Infrared Koagülatör (Lazer Tedavisi)
Hemroidlerde uygulanan abliterasyon(küçültme)tedavilerinin tümü damarları kontrakte ederek fibrozis oluşturmak temeline dayanır.Bu işlem için infrared sisteminde dokuya temas süresi ve ışın ileticinin çapı ayarlanabildiği için istenilen derinlikte ve genişlikte bir alanda koagülasyon sağlanabilir. İnfrared koagülasyon tekniğinde uygulamanın etkili olduğu doku derinliği maksimum 3mm olduğu için daha derinlerdeki dokuların etkilenmesi ve nekrozu(zararı) söz konusu olamaz.
İşlemde önce rektoskopla hemoroidlerin yeri ve sayıları tespit edilir. Anaskop yardımıyla infrared koogülatör probu rektuma sokulur. Prop pake üzerine temas ettirilerek ateşleme yapılır. Burada önce gri bir halka oluşur.1 hafta sonra bu alan kırmızılaşır.3,4 hafta sonra tamamen normal mukoza görünümüne kavuşur.
1. ve 2. derece hemoroidlerde infrared koagülatör tercih edilir. Kural olarak genel anestezi gerektirmez. Aşırı duyarlı hastalarda lokal anestezi yapılabilir. Bağırsak temizliği yapıldıktan sonra işlem uygulanır. Hastanın yatmasına gerek kalmadan aynı gün taburcu edilir.İşinin başına dönebilir.Günlük yaşantısında(dışkılama vb.) kısıtlama gerekmez.
Band Ligasyon Yöntemi
Hemoroid tedavilerinde kullanılan diğer seçkin yöntemde Band Ligasyon yöntemidir.Evre 1-2 ve 3. hemoroidlerde başarısı ispatlanmıştır.Hemoroid pakesinin tam olarak bir ligasyon lastiği ile boğulması esasına dayanır.Boğulan paketin tabanı sıkışma nedeni ile strees yaratacağından hasta acı duyabilir.Tam olarak ligatüre edilen(sıkıştırılan) pakeye 1-2 cc %3'lük Acthoxysklerol verilerek hem ağrı azalır hem de paketin daha çabuk düşmesi sağlanır.
Barsak temizliğini takiben lokal anesteziye bile gerek kalmadan(ayaktan tedavi) olarak uygulanır.Uygulama 15-20 dakika sürer.Hasta normal günlük işine dönebilir.
ERCP
Endoskopik retrograd kolanjiopankretikografinin kısaltılmış halidir. Türkçe anlamı safrayolu ve pankreas kanallarının endoskopik olarak görüntülenmesi anlamına gelir. Özetle endoskop (duodenoskop ) denilen uç kısmı ışıklı bir aletle ağızdan girilip yemek borusu, mide ve on iki parmak barsağı geçilip safra ve pankreas kanalının açıldığı yerden girilerek ilaçla röntgen altında bu bölge (karciğer-safra yolları-pankreas) hastalıklarının tanınması için yapılan girişimdir. Bu işlem tanısal ERCP olarak adlandırılır. Günümüzde bu bölge hastalıklarının tanısında önemli işlem öncesi tetkikler olduğu için ercp tanısal değerini kaybetmemekle birlikte daha çok girişimsel amaçla kullanılmaktadır. Girişimsel ERCP nin riskleri olduğu için işlem öncesi ileri tetkilerin yapılmış olması bu işlemin başarısını artırmaktadır. Başarılı ERCP sonrasında hastaların bir çoğu bu bölge hastalıklarının cerrahisinden kurtulmakta veya yüksek tanı değeriyle cerrahi girişime hazırlanmaktadır.
ERCP için duodenoskop denilen özel bir alet kullanılmaktadır. Bunun diğer endoskoplardan farkı ışık ve görüntüleme sisteminin aletin uç değil uca yakın yan kısmında sonlanmasıdır. Bunun nedeni ERCP işleminin uygulandığı safra ve pankreas kanallarının ortak açıldığı papilla denilen uç kısmın ancak bu şekilde karşı karşıya alınarak daha rahat çalışılabilmesidir.
|
|